Ana Sayfa
Home


Hakkımızda
About us

Sergiler
Exhibitions

Sanatçılar
Artists

Belgesel
Documentary

Bizi ziyaret edin
Visit us 

 
Bağlantılar
Links


2003
sonrası etkinlikler

 


 

 

 

Updated by 
Serkan Gülener 
FEB 2006
 

 

<<< Geri-Go Back

 

 

 

 

 

 

 

 

MİNE SANAT GALERİSİ
Bağdat caddesi,
Ogün sok. No:3 Caddebostan/İSTANBUL


Tel: (0216) 385 12 03
Fax: (0216) 467 26 77
Cep: (0536) 553 50 66

minegulener@gmail.com

 

[Türkçe]  

[Sergi...-->]
[Exhibition...-->]

Mustafa ATA

 

"VE RUHA BİR RENK
DOKUNUR"
  

 

15 Aralık 2000 - 15 Şubat 2001

Dec 15, 2000 - Feb 15, 2001

Önsöz

      Karanlık bir maddedir ve bilinmeyen bir köktür. Karanlığın öte yakasında yaşam veren ışık devinir. Işığın büyük pirizmasından akan renk selleri bizi Mustafa Ata’nın resimlerinde büyük bir vakarla karşılar. Özellikle son dönem resimlerinde biz renklerin sayısız değişkeni ve rengin  döngüsel zamanıyla karşılaşırız. Sanatçının ana renklerden -kırmızı, mavi, sarı- sıcak renklere doğru tutkuyla tuvalde geçiş yaptığını görürüz. Kırmızı, sari, mavi kaidenin üzerindeki sütunlar; Turuncu, sari, kırmızının tonlari ve mavinin geçişleridir. Mustafa Ata estetiğinde var olan boyut kategorilerinde dünyasal nesne tümüyle resimden sürülerek yerine insanın -özne- davranışlarının eleştirilerek betimlenmesi ve Antik Yunan’dan beri gelen insani yüceltme olgusu bulunur. Resimde alt-ben (ölümlü ben-) ile üst-ben (zamandışı-aşkın ben) çarpışması; en uygun biçimde birbirine giren öz ve özün ışıktan aldığı renk ve biçimin latif formlarını temsil eder. Sanatçının estetik ifadesi yoluyla tin, öz biçiminden özne biçimine geçmiştir. Çünkü Mustafa Ata sanatsal betimi onun biçimini üretmekte ve böylece onda edimi ya da ve özbilincini belirli kılmaktadır. Sanatçının özbilinç edimi; Kendi iç varlığını gerçekleştirmek yoluyla kendisini dışdünyada bağımsız bir varlık olarak görmek istemekte ve bağımsızlığını ilan etmektedir.

 

      II

      Önce Mustafa Ata estetiğinde öznenin başkalaşımını simgeleyen ve yükselten bir yapı keşfederiz daha sonra da renk ve form fenomenlerinin birbiriyle yaratıcı bir biçimde buluşması gerçekleşir. Tuvalde bizi sürükleyen bir diğer olgu ise sonlu ve geçici nitelikteki ilişkilerin sonsuzlaştırılmış olmasıdır. Sonsuzun kesintili ve geçirgen yapısında bir anlık soluklanma gibidir Mustafa Ata tuvali. Aynı zamanda kendisini bir olgu olarak algılayan sanatçı parlak nesnesini kendisinde taşımaktadır. Zihin yaratı aktivitesinden, kendi iç varlığının yapısından dışa doğru kaymakta olan ifade, ne kadar dışvarlık yasalarına aldırmazlık edebilirse o kadar yükselmiş ve arkasında çorak bir ülke bırakarak, yepyeni ışıltılı yaratı alanına geçmiş olur. Kısır yaşantılara karşı renkli spektrumlar kurmak ve ışık dalga boyu dev renk terminalleri, nükleer fırınlardan gelen yüksek ısı renkleri Mustafa Ata resimsel ifadesinde ruhunun da isyanıyla birleşerek harmonik bir yapıya varır. Bu bir arzu ve haz eylemidir.

 

      III

      Böylece tuvalde yaşamaya başlayan iç varlığın etkin gücü dış varlığın yüksek ve tanıdık olmayan formunu kazanarak yeni bir saha açar. Mustafa Ata’nın bu sergide yer alan eserleri ister malzeme porselen olsun ister tuval ya da kağıt sonuç olarak sanatçı kendi estetik felsefesini bu değişik malzemelere geçirmekte, anlatım olarak az volumlü figürleri seçmektedir. Bu çalışmada sanatçıya göre tuvalde ulaşmış olduğu en iyi form, en iyi form olduğu için en kusursuz boş formları oluşturmaktadır. Yine anlatım olarak birbirine karşit renkler kullanır sanatçı. Renkler arasındaki tutkulu yarış sanatçıya göre resmin ifade gücünü yükseltmektedir. Tuvaldeki çok renkli eğilim insanın değişebilirliğine en yetkin örnektir. Bu çalışmalarda ana form fenomeni birbiriyle yaratıcı bir biçimde buluşur. Mustafa Ata estetiğinde tuvalde betimlenmiş bedenin dünya ile olan ilişkisinde hem bir dünyalık hemde bir dünyadışılık söz konusudur. Sanatçının burada ulaştığı dil; değişmez bilinmezliklerle oyun oynamak ve bunu tuvalde değişebilir tonlarla ifade etmek demektir. Sanatçının varlık kategorileri kathartik bir biçimde duygu ve düşüncenin bir jest, bir tavır olarak dışlaşmasıyla, formun yeni alanını resim okuyucusuna ulaştırır. Burada salt biçimin estetiğini insana özgü trajik yan ile verir sanatçı. Ve genel idea alanı özel salt formlar aracılığıyla tasvir edilmiştir. Öyle ki Mustafa Ata tuvalde oluşturduğu form uzamını yeni bir uzam olarak gündeme taşır. Onun uzamında bulunan özne sonsuzluktan pay almaktadır. Sanatçının özel zaman koordinatlarında bulunan özne ideal olana ulaşmış gözükmektedir. Burada ideal sanatın kurguladığı, eleştirdiği, öyle olmasını istediği bir ilişkiler zamanı önerilmektedir. Sanatçının resim sanatı olumsuzlamanın salt niteliksel çelişkilerine dayanır. Dış dünyanın şimdiki zamandaki durumunu olumsuzlama ise tuvalin ritmini oluşturur.

 

      Mustafa Ata’da estetik forma geçiş bir’in tasarımlanmasından “evrensellik biçimine” doğru bir soyutlamadır. Salt zihnin soyutlama eyleminde form, başkaları ile birliğinden kurtulmuş kendisi için varlığın hedefinden, “ari oluş”la kendi varlığına dönüşmüştür. Sonuç olarak tuvalde sanatçı özneyi başkalaştırmiş, dönüştürmüş ve anlam katmıştır. Bir formu tuvalde izleyen bilinç ise; yaratıcı bilinç içinde yükselme ya da haz duyma ilkesini yaşar. Yaratıcının açmış olduğu haz parantezi; özbilincin nesnel olmasının olumlu imlerini taşırken, öte yakada kendi kendini resimde başkalaştırmış olmanın yüksekliğini yaşar. Bu ise yalın estetik duyumdur. Gerçek kendi ruh özünün kapısından bir amacın bir estetik ifadenin kapısına geçiş yapan sanatçı burada ari bir sıçramayı gerçekleştirmektedir.

 

      İster zaman ister mekan içinde olsun durmaksızin sonsuzluğun derinliklerine -ki bu sonsuzluk alanı Mustafa Ata’da mikro kozmos yani insandir- dalmak isteyen bir sanatçının aynı zamanda sabit noktalara gereksinimi olabilir. Aksi takdirde resimde figürlerin ve çevresindeki boş alanların devinimleri durağanlıktan ayırd edilemez olur. Tam da bu nedenle Mustafa Ata’nin kendi deyimiyle bu sergide yer alan yeni resimlerinde daha yüzeye yakın kurguladığı kompozisyonlar plastik biçimle renkli kontraslar oluşturur. Figürlerle birlikte oluşan resmin biçimine ne kadar özen gösterilirse o kadar algılama kolaylığı yaratılabilinir. Aksi takdirde resmin fonu ve biçimi renkli olursa figürün algılanması o kadar zor olur deyimini kullanir sanatçı. Böylece en iyi form resimde en iyi boş formları da oluşturmaktadır. Plastik sanat zaten özü bakımından simgeseldir. Mustafa Ata plastiğinde en seçkin nesne insan biçimi yaratıcı usun gerçek görülebilir deyimi olmak için daha önce kanıtlanmış olduğu gibi salt sonlu olan aracılığıyla us deviniminde artık sonsuz kılınmıştır. Plastik sanatin en yetkin gücü kendi içinde sonsuzun/sonlunun ele geçiremediği ilk bakişta ölçüye sığmayan mutlaklardır. Mustafa Ata azur’dan dev ışın demetlerinden renk yansımalarını ya da renksel varlığı tuvalde yeniden yaratırken yeryüzü yaşamında bulunmayan ama kendi ruhunda taşıdığı ve düşlediği ilişkilerin muhteşem denklemini resmin denklemine en yetkin bir biçimde yerleştiren bir fantastiktir.

Ve bu sergide her insanın ruhuna bir renk dokunur usulca...



Gülseli İNAL