|
Önsöz
Karanlık bir maddedir ve bilinmeyen bir köktür. Karanlığın öte
yakasında yaşam veren ışık devinir. Işığın büyük pirizmasından
akan renk selleri bizi Mustafa Ata’nın resimlerinde büyük bir vakarla
karşılar. Özellikle son dönem resimlerinde biz renklerin sayısız değişkeni
ve rengin döngüsel zamanıyla karşılaşırız. Sanatçının ana
renklerden -kırmızı, mavi, sarı- sıcak renklere doğru tutkuyla
tuvalde geçiş yaptığını görürüz. Kırmızı, sari, mavi kaidenin
üzerindeki sütunlar; Turuncu, sari, kırmızının tonlari ve mavinin geçişleridir.
Mustafa Ata estetiğinde var olan boyut kategorilerinde dünyasal nesne tümüyle
resimden sürülerek yerine insanın -özne- davranışlarının eleştirilerek
betimlenmesi ve Antik Yunan’dan beri gelen insani yüceltme olgusu
bulunur. Resimde alt-ben (ölümlü ben-) ile üst-ben (zamandışı-aşkın
ben) çarpışması; en uygun biçimde birbirine giren öz ve özün
ışıktan aldığı renk ve biçimin latif formlarını temsil eder.
Sanatçının estetik ifadesi yoluyla tin, öz biçiminden özne biçimine
geçmiştir. Çünkü Mustafa Ata sanatsal betimi onun biçimini üretmekte
ve böylece onda edimi ya da ve özbilincini belirli kılmaktadır. Sanatçının
özbilinç edimi; Kendi iç varlığını gerçekleştirmek yoluyla
kendisini dışdünyada bağımsız bir varlık olarak görmek istemekte
ve bağımsızlığını ilan etmektedir.
II
Önce Mustafa Ata estetiğinde öznenin başkalaşımını simgeleyen ve yükselten
bir yapı keşfederiz daha sonra da renk ve form fenomenlerinin birbiriyle
yaratıcı bir biçimde buluşması gerçekleşir. Tuvalde bizi sürükleyen
bir diğer olgu ise sonlu ve geçici nitelikteki ilişkilerin sonsuzlaştırılmış
olmasıdır. Sonsuzun kesintili ve geçirgen yapısında bir anlık
soluklanma gibidir Mustafa Ata tuvali. Aynı zamanda kendisini bir olgu
olarak algılayan sanatçı parlak nesnesini kendisinde taşımaktadır.
Zihin yaratı aktivitesinden, kendi iç varlığının yapısından dışa
doğru kaymakta olan ifade, ne kadar dışvarlık yasalarına aldırmazlık
edebilirse o kadar yükselmiş ve arkasında çorak bir ülke bırakarak,
yepyeni ışıltılı yaratı alanına geçmiş olur. Kısır yaşantılara
karşı renkli spektrumlar kurmak ve ışık dalga boyu dev renk
terminalleri, nükleer fırınlardan gelen yüksek ısı renkleri Mustafa
Ata resimsel ifadesinde ruhunun da isyanıyla birleşerek harmonik bir yapıya
varır. Bu bir arzu ve haz eylemidir.
III
Böylece tuvalde yaşamaya başlayan iç varlığın etkin gücü dış
varlığın yüksek ve tanıdık olmayan formunu kazanarak yeni bir saha açar.
Mustafa Ata’nın bu sergide yer alan eserleri ister malzeme porselen
olsun ister tuval ya da kağıt sonuç olarak sanatçı kendi estetik
felsefesini bu değişik malzemelere geçirmekte, anlatım olarak az
volumlü figürleri seçmektedir. Bu çalışmada sanatçıya göre
tuvalde ulaşmış olduğu en iyi form, en iyi form olduğu için en
kusursuz boş formları oluşturmaktadır. Yine anlatım olarak birbirine
karşit renkler kullanır sanatçı. Renkler arasındaki tutkulu yarış
sanatçıya göre resmin ifade gücünü yükseltmektedir. Tuvaldeki çok
renkli eğilim insanın değişebilirliğine en yetkin örnektir. Bu çalışmalarda
ana form fenomeni birbiriyle yaratıcı bir biçimde buluşur. Mustafa Ata
estetiğinde tuvalde betimlenmiş bedenin dünya ile olan ilişkisinde hem
bir dünyalık hemde bir dünyadışılık söz konusudur. Sanatçının
burada ulaştığı dil; değişmez bilinmezliklerle oyun oynamak ve bunu
tuvalde değişebilir tonlarla ifade etmek demektir. Sanatçının varlık
kategorileri kathartik bir biçimde duygu ve düşüncenin bir jest, bir
tavır olarak dışlaşmasıyla, formun yeni alanını resim okuyucusuna
ulaştırır. Burada salt biçimin estetiğini insana özgü trajik yan
ile verir sanatçı. Ve genel idea alanı özel salt formlar aracılığıyla
tasvir edilmiştir. Öyle ki Mustafa Ata tuvalde oluşturduğu form uzamını
yeni bir uzam olarak gündeme taşır. Onun uzamında bulunan özne
sonsuzluktan pay almaktadır. Sanatçının özel zaman koordinatlarında
bulunan özne ideal olana ulaşmış gözükmektedir. Burada ideal sanatın
kurguladığı, eleştirdiği, öyle olmasını istediği bir ilişkiler
zamanı önerilmektedir. Sanatçının resim sanatı olumsuzlamanın salt
niteliksel çelişkilerine dayanır. Dış dünyanın şimdiki zamandaki
durumunu olumsuzlama ise tuvalin ritmini oluşturur.
Mustafa Ata’da estetik forma geçiş bir’in tasarımlanmasından
“evrensellik biçimine” doğru bir soyutlamadır. Salt zihnin
soyutlama eyleminde form, başkaları ile birliğinden kurtulmuş kendisi
için varlığın hedefinden, “ari oluş”la kendi varlığına dönüşmüştür.
Sonuç olarak tuvalde sanatçı özneyi başkalaştırmiş, dönüştürmüş
ve anlam katmıştır. Bir formu tuvalde izleyen bilinç ise; yaratıcı
bilinç içinde yükselme ya da haz duyma ilkesini yaşar. Yaratıcının
açmış olduğu haz parantezi; özbilincin nesnel olmasının olumlu
imlerini taşırken, öte yakada kendi kendini resimde başkalaştırmış
olmanın yüksekliğini yaşar. Bu ise yalın estetik duyumdur. Gerçek
kendi ruh özünün kapısından bir amacın bir estetik ifadenin kapısına
geçiş yapan sanatçı burada ari bir sıçramayı gerçekleştirmektedir.
İster zaman ister mekan içinde olsun durmaksızin sonsuzluğun
derinliklerine -ki bu sonsuzluk alanı Mustafa Ata’da mikro kozmos yani
insandir- dalmak isteyen bir sanatçının aynı zamanda sabit noktalara
gereksinimi olabilir. Aksi takdirde resimde figürlerin ve çevresindeki
boş alanların devinimleri durağanlıktan ayırd edilemez olur. Tam da
bu nedenle Mustafa Ata’nin kendi deyimiyle bu sergide yer alan yeni
resimlerinde daha yüzeye yakın kurguladığı kompozisyonlar plastik biçimle
renkli kontraslar oluşturur. Figürlerle birlikte oluşan resmin biçimine
ne kadar özen gösterilirse o kadar algılama kolaylığı yaratılabilinir.
Aksi takdirde resmin fonu ve biçimi renkli olursa figürün algılanması
o kadar zor olur deyimini kullanir sanatçı. Böylece en iyi form resimde
en iyi boş formları da oluşturmaktadır. Plastik sanat zaten özü bakımından
simgeseldir. Mustafa Ata plastiğinde en seçkin nesne insan biçimi yaratıcı
usun gerçek görülebilir deyimi olmak için daha önce kanıtlanmış
olduğu gibi salt sonlu olan aracılığıyla us deviniminde artık sonsuz
kılınmıştır. Plastik sanatin en yetkin gücü kendi içinde
sonsuzun/sonlunun ele geçiremediği ilk bakişta ölçüye sığmayan
mutlaklardır. Mustafa Ata azur’dan dev ışın demetlerinden renk yansımalarını
ya da renksel varlığı tuvalde yeniden yaratırken yeryüzü yaşamında
bulunmayan ama kendi ruhunda taşıdığı ve düşlediği ilişkilerin
muhteşem denklemini resmin denklemine en yetkin bir biçimde yerleştiren
bir fantastiktir.
Ve
bu sergide her insanın ruhuna bir renk dokunur usulca...
Gülseli İNAL
|